counter free
İKİNCİ SAYI ANASAYFASINA DÖN                      anasayfa

TEMİZ HAVA
A.Kadir Dedeoğlu

Kaymakam kasabadaki görevine o hafta başlamıştı. Kalın siyah çerçeveli gözlüğünün arkasındaki yüzü, sert kişiliğini yansıtıyordu. Göreve başladığı ilk gün, kasabadaki Kuran Kursunu ziyaret etmesi, dünya görüşünü ortaya koyuyordu. Koruması ve şoförüyle, hemen her gün kasabanın bir yerini dolaşıyor, rastladıklarıyla laflamaktan hoşlanıyordu.

Aynı hafta üç arkadaş kasabada buluşmayı kararlaştırdılar. Ortaokulu birlikte okumuşlar, ancak kasabada lise olmadığından her biri başka bir yere gitmişti. Şimdi lise sondaydılar. Haberleştiler. Buluştular. Amaçları eskisi gibi bir gün yaşamaktı. Harçlıklarını biriktirip, parayı denkleştirince, doğruca çayın kenarına, koca söğüdün altına giderlerdi. Gene öyle yaptılar. Bir yetmişlik, kütür kütür orta boy bir karpuz ve meze niyetine bir şeyler… Her şey eskisi gibi olmalıydı. Çayın buz gibi suyu, taşların arasından, her zamanki gibi süzülüyordu. Söğüdün altına gazeteleri serdiler. Şişede ne varsa şırıngayla karpuzun içine doldurdular. Eğleniyorlardı… Karpuzu derenin soğuk suyuna koyup, etrafını taşlarla çevirdiler. Bekleyecekler ki soğusun…

Uzandılar her biri bir yere. Bulutlara takılmış gözler, çayın suyunu yalayan söğüdün dalları, usul usul esen rüzgârın şarkı söylemeye zorladığı yapraklar ve koyu bir toprak kokusu…

Birisinin kıkırdaması sessizliği bozdu. Diğerleri meraklandılar. “Amma denk getirmişiz.” dedi kıkırdayan. Arkasından ekledi. “Beş kişi, elli beş zayıf.” Öyleydi. Orta birde beş arkadaştılar, ilk yarı toplam elli beş zayıfları vardı. İtiraz etti diğeri yattığı yerden. “Valla benim sekiz zayıfım vardı. Ortalamayı yükselten düşünsün.” Uzunca bir süre gülüştüler başka haylazlıklarını da ekleyerek.

Konu aşklarına geldi sonunda. Hepsinin gönül verdiği birisi vardı sınıflarında. Ama hiçbirisi duygusunu açamamıştı. Hatta kime gönül verdiğini arkadaşlarına bile söyleyememişti onca uykusuz geçirdikleri geceye karşın. Aynı kıza gönül vermişlikleri de mi olmuştu ne birbirinden habersiz… Çocukluk işte… Bir hüzün çöktü ve boş verdiler.

Geçen zaman karpuzu yeterince soğutmuş olmalıydı. Sudan çıkarıp, iki şaplak attıktan sonra orta yere koydu en aceleci olanı. Sapını kestikten sonra çakısını karpuzun ortasına saplayıp iki hamlede ikiye böldü. Deneyimliydi. Özenle her bir yarımı ikiye, onları da bir daha ikiye bölüp gazetenin üzerine sıraladı.

Tam “Hadi eski günlerdeki gibi.” diyecekti ki, gelenleri gördü. Kaymakam önde, arkasında koruması, onun yanında şoförü, sıcaktan bunalmış, başlarına dikildiler. Şoför oralıydı. Durumu anladı, hafiften gülümsedi. Koruma temkinliydi. Kaymakam dayanamadı, en baştaki dilime uzandı. Kimseye bir şey söyleme fırsatı vermeden dilimi tüketti. Kabuğu atacak yer ararken, “Çok bunalmıştım gençler.” dedi. “İzin almadım ama çok hora geçti şu sıcakta, kusura bakmayın.” Şöyle bir bakındı çevresindekilere. Kimsede bir hareket yoktu. Şaşkındılar. İkinci dilime uzandı. Koca bir ısırık aldı. Lokmayı ağzında çevirirken “Farklı bir tadı var, ama hoş.” dedi. Şoför inceden gülümsüyordu. İkinci dilimi de bitirdikten sonra, kısa bir hal hatır sorup “Haydi çocuklar, şu çay boyunu bir görelim.” diyerek ayrıldılar. Üç kafadar ne olduğunu anlamadan öylece gidenlerin arkasından bakakaldılar. “Ulan” dedi birisi, “karpuzu yediği bir şey değil de suyunu hep damlattı, canım gitti valla.” “Bak bak” dedi diğeri. “Gözlüklü yalpalıyor.” Epeyce ilerledikten sonra şoför geriye dönüp “Sizi sizi” dercesine el sallarken, kaymakamın mırıldanmasıyla toparlandı. “Açık hava bizi biraz çarptı galiba çocuklar…”


            YORUMLARINIZI -FACEBOOK ÜYESİ İSENİZ- AŞAĞIYA YAZABİLİRSİNİZ: