Facebookta paylas < Web Hits
YEDİNCİ SAYI ANASAYFASINA DÖN                      anasayfa

         

HUZUR

“Ölmeliyim” diye düşündü titreyen eli bardağa uzanırken. ”Artık ölmeliyim. Gövde kendini taşırken zorlanınca, yaşam da zorlaşıyor. Yalnızlık cabası.”

Yalnız değildi oysa. Kaç evde onun için ayrılmış bir oda olsa da, kendi evinde olmayı isterdi. Çocukları da O’nu kırmayıp, her gün birkaç kez uğrayarak eksikliklerini giderir, Onunla zaman geçirirlerdi. Ama O yine de yalnızlıktan hep yakınırdı. Eşini kaybettiğinden beri…

Bardağı yerine koyarken, gözü yanı başındaki cümbüşe kaydı. Öylece duruyordu kaç gündür. Niyetlendi, sonra vazgeçti. Oysa ne kadar güzel çalıp söylerdi Yenice Yollarını. İçten… Yaşayarak… Gözü cümbüşte, daldı gitti… “Allah belasını versin yaşlılığın.” diye diklendi birden. Zorlanarak sırtını döndü, nevresimi başına çekip gözlerini kapadı.

Zaman ne de hızlı geçiyor. Oysa dün gibi Hasanoğlan’daki ilk günü. Nasıl unutur karnının ilk kez sıcak bir yemekle doyduğu yeri. Nasıl unutur ilk kez bir yamasız elbise giydiğini, kunduralarını… Nasıl unutur mandolini ilk kez gördüğündeki şaşkınlığını. Dülgerliğini… Ve belki de ilk kez orada hissettiği yuva sıcaklığını… Nasıl unutur…

“Yetmiş beş yıl geçmiş.” diye düşündü kendisini geçmişten kurtarmak için. Gözlerini araladı, nevresimden sızan ışıktan havanın kararmakta olduğunu fark etti. “Çocuklardan birisi gelir şimdi.” diyerek doğrulmak istedi, zorlandı, vazgeçti… Nevresimi biraz daha çekip kapadı gözlerini.

Geçmiş bırakmıyordu peşini. Hem hoşlanıyordu da o günleri düşünmekten. Derin bir iç çekti, kışın bütün yolları kapanan o orman köyünde buldu kendini…  Küçücük bir köyün, hepi topu sekiz öğrencili okulunda… İlk maaşının yarısını okula harcadığı geldi aklına. Seher’in yüzündeki mahcup gülümseme belleğinde çakılı duruyordu zaten. Köyün en yoksul ailesinin, bal gözlü kızını donatmıştı ilk hafta sonu izninde. Fazlaya kaçtığını fark edince, diğerlerine de bir şeyler alıp dengelemeye çalışmıştı. Acı bir gülümseme yayıldı yüzüne. Güzel günlerdi. Çok güzel günlerdi… Bir ferahlık çöktü içine. Nevresimi yüzünden sıyırıp zorlanarak döndü.  Pencereye uzandı gözü.  Hava kararmıştı.

Kaç aydır dışarı çıkmamıştı. İlaçları, suyu, kitapları hemen yanı başındaydı. Çoğu kez bir göz atar sehpanın üzerine, sonra vazgeçerdi. Güçsüzlükten mi, üşenmekten mi kendisi de ayırt edemezdi. “Yaşlılıktan” derdi yaşadıklarına. Kaç gündür geçmişe çok takılıyordu. Geçmişte yaşadıklarından seçtiklerini yeniden yaşıyor, haz duyuyor, huzur buluyordu. Bazılarını yeniden yorumluyor, ona göre yeniden yaşıyor, daha da rahatlıyordu. Sonra acı bir gülümseme ile gerçeğe dönüyordu.

Aklından geçenler, yüzündeki acı gülümsemeye bulaşmış, zamanın acımasızlığına umarsız bir sitemdi aslında.   
Kilitte dönen anahtarın sesine kulak kabarttı. Yekindi, kımıldayamadı. Bir daha denedi olmadı.  Oğlu gülümseyerek içeri girmişti ki, kolu yanına kayıverdi. Sonra koyu bir karanlık, ardından derin bir sessizlik ve ağır bir bilinmezlik. Kim bilir, belki de sonsuz bir huzur...

 

YORUMLARINIZI -FACEBOOK ÜYESİ İSENİZ- AŞAĞIYA YAZABİLİRSİNİZ: