Facebookta paylas Web Hits
YEDİNCİ SAYI ANASAYFASINA DÖN                      anasayfa

         

 

GÜL AÇAR BÜLBÜL ÖTER YAZ GEÇER

Dışarıda haylaz bir güz günü var. Yazdan aşırdığı güneşi serpeliyor üzerimize.
Bahçede ayva ağacı dallarını yere eğmiş. Sararmakta olan ayvalarını gösteriyor kibirle. Nar ağacı ise sanki nispet yapıyor ayvaya, hızla kızartmakta meyvelerini. Asmalar boyamış yapraklarını güzün renklerine. Hüzün ekmekte gönüllerimize.
Uzaklarda toplaşan bulutlar henüz ermedi yağmur ıslaklığına. Samos’un Siluetiyle aramızda deniz çapkın çapkın göz kırpıyor. Bir yerlerden pat patları geliyor pancar motorlu takaların.
Kıyıda bir balık olta tutuyor. Çığlık çığlığa geçiyor bir martı sürüsü. İzboyu yırtılıyor denizin yüzeyi. -Artık çok uzaklarda kalan çocukluğumun kentini anımsatıyor, bir de ilk gençliğimin gözükara delikanlı günlerini-
Sarı yaprakları kovalayan rüzgâr beklenen yağmurları getirmiyor. Toprak makineleri değil, su damlacıklarını özler oldu uzun süredir. “Beyaz ayran, yeşil otta gizlidir. Sarı inek aradaki bahane.” diye bir söz duymuştum. Susuzluktan kavrulan topraklar yeşil otları gizlediler. Sarı inek ne yapsın?
Göz gözü görmeyen geceler de yok artık. Yıldızların altındaki sevişmeler de yok bu yüzden. Yeryüzünün sahte aydınlığında gizlendiler. Ne Göksu’da kayık sefaları ne yıldızların altında yar ile söyleşenler ne de Heybeli’de mehtaba çıkanlar kaldı. Paranın dünyasında sevişmeler bile sahte artık. Dostluklar ise bilinmeyen gezegenlere gittiler beyaz atlarıyla.
Kız kulesine meyve sepetleriyle gitmiyor yılanlar. Kredi kartlarıyla, borsa senetleriyle, peşin fiyatına taksit deyip peşinde indirim yalanlarıyla geliyorlar sokmaya. Offf, kaçmak ne kadar zor.
İzmir’de, Kordonboyu’nda Rüzgârgülü bisikletiyle şiir uçuran Ramiz de yok artık. Kim avutacak hüzün dolu kıyıları.
Sinop’ta, Kaleyazısı’nda karamsar bir hüzün çiseliyordur şimdi, berber İsmail’in ardından. –Çilingir sofraları öksüzdür akşamları.-
Demirci Kazım’ın Erfelek’teki dükkânında demir dövdüğü zamanlarda kaldı şakalar.
Ne olurdu, anılarımıza binip gidebilseydik yitirdiğimiz dostlara.
Kaynanadili kaktüsler gibi toz yeşiline bile razıyım. Türbe yeşili dolu kafalardan mı gelecek umut. Ummayın, umsuluk olursunuz.
Güneşi tana dikmiş şafağı yasaklayanlar. Oysa şafak yine söker ve aydınlatır yeryüzünü de vicdanları zifiri karanlık olanları ne etsek. –Gönlü kara olanın ak sevdası olur mu? -
Fındık, kabuğuna sığar; kale kapısından sığmazmış. Ya kabuğunu çatlatıp çimlenen bademe ne diyeceksiniz? –Sizin içinizde de gizil güçler kalmış mıdır umutlar için? -
Biliyorum. Yine de güz gülleri ve sardunyalar açıyor bir yerlerde.

YORUMLARINIZI -FACEBOOK ÜYESİ İSENİZ- AŞAĞIYA YAZABİLİRSİNİZ: